
YAĞMUR DUASI:
GÖDE GÖDE MEKEREK
GÖKTEN IRAHMET GEREK
TARLADA ÇAMUR
TEKNEDE HAMUR
VER ALLAH'IM VER
SİCİM GİBİ YAĞMUR
Şimdiki çocuklar unuttular bu tekerlemeyi daha pek çok güzel şeyleri unuttukları gibi. Çelik çomak oynayan çocuk kalmadı. Çeşit çeşit çizgi oyunları, gazoz kapakları ile oynadığımız oyunlar, saklambaçlar.... hepsi birer birer tarihe karıştı. Varsa yoksa televizyon, çizgi filmler, He-Man'ler Voltran'lar , İnek Şaban'lar, vurdulu kırdılı filmler …
İlkbahar aylarının kurak gittiği yıllarda , büyüklerin de teşvikiyle yağmur duasına çıkılırdı. Mahallenin 6-15 yaş arası bütün çocukları katılırdı yağmur duasına. Çocuklar arasında “göde göde mekerek” tir oyunun adı. Göde göde mekerek oynamak için mahallenin bütün çocukları toplanırlar. Ellerinde 1-1,5 metre uzunluğunda sopa, sopanın ucunda da çaput bağlıdır. O sopaların ve ucundaki çaputların niye bağlandığını kimse bilmez. Ama oyun öyle başlar. Sıra ile mahallenin bütün evleri gezilir. Her evin önüne gelince bildiğimiz tekerleme söylenir:
Göde göde mekerek
Gökten ırahmet gerek
Tarlada çamur
Teknede hamur
Ver Allah'ım ver
Sicim gibi yağmur
Evin hanımı sesleri duyunca dışarı çıkıp; pirinç.bulgur, tereyağı, yumurta gibi yiyecekler verir. Dualarının kabul olması dileğiyle, sopanın ucundaki çaputun üzerine bir tas su serper.
Mahallenin bütün evleri tek tek gezilir. Hiçbir evden boş çevrilmezler. Artık torbalar dolmuştur. Sıra toplanan yiyeceklerin yenmesine gelmiştir. Yemekleri pişirecek birini bulmak gerekir. Bu iş için her mahallenin bir Fatma Anası, Hatice Teyzesi vardır. Çocuklar topladıkları yiyecekleri getirirler Fatma Ana'larına. Yemekler pişer, çocuklar büyük bir iş yapmanın verdiği hazla çalakaşık girişirler pilava. Bu duyguyu kelimelerle ifade etmek mümkün değildir. Mutlaka yaşamak gerekir.
Darısı şimdiki çocukların başına.
TURA OYUNU:
Ramazan ve Kurban Bayramı tatillerinde mahalle aralarında “bayram yeri” diye bilinen boş arsalarda oynanırdı. Mahallenin gençleri kız erkek karışık olarak bayram yerlerinde toplanırlardı. Nişanlı veya evli olanlar bu oyuna alınmazlardı.
Tura; ucu düğümlenmiş büyükçe bir mendil veya bez parçasıdır. İlkokul çocuklarının “yağ satarım, bal satarım” oynadığı gibi gençler karışık halka olurlar ve yere çömelirler. Ebe olan elinde tura, halkanın etrafında dolanmaya başlar. Ebe erkekse kızların kız ise erkeklerden birinin arkasına turayı koyar, koyduğunu gizleyerek halkanın etrafında bir kez dolanır. Turayı kapıp koyduğu kişinin sırtına vurmaya çalışır. Oturan kişi turayı önceden fark ederse alıp ebenin peşinden koşar. Ebe de kalkan kişinin yerine oturur. Oyun bu şekilde devam eder.
Kızların ilkokuldan sonra okula gönderilmediği, haberleşme araçlarının bu kadar yaygın olmadığı yıllarda bu oyun bayram günlerinin vazgeçilmez oyunu idi. Oynayandan çok seyredenin bulunduğu bayram yerleri tıklım tıklım dolardı. Gençler bayramlıklarını giymiş vaziyette gelirlerdi bayram yerine. Bayram günleri dışında genç kız ve erkeklerin birbirlerini görmeleri pek mümkün değildi. Evlerdeki yoğun iş temposuna bayram nedeniyle ara verildiğinde, normal zamanda kızlarının evden dışarı çıkmasına izin vermeyen aileler bayram günlerinde biraz daha hoşgörülü davranır, kızlarının bayram yerine gitmesine izin verirlerdi. Gençlerin ilk bakışmaları, tanışmaları buralarda olurdu. Evliliğin temelleri buralarda atılırdı. Bir ihtiyacın karşılanması bakımından ortaya çıkan bu adet 70'li yılların sonuna kadar devam etmiş, takip eden yıllarda çeşitli nedenlerin etkisiyle ortadan kalkmıştır.
ÇINGIRŞAK:
Boş bir arsanın ortasına 1-1,5 m. uzunluğunda, 20-25 cm. kalınlığında ucu koni biçiminde sivriltilmiş bir ağaç dikilir. 7-8 m. uzunluğunda sağlam bir ağacın tam ortası koni biçiminde ağacın gireceği şekilde oyulur ve dikilen ağacın üzerine konur, tepesine de dönerken gıcırdaması için kömür tozu sürülür. Oyun için gerekli düzenek hazırlanmıştır.
Bu oyun iki kişiliktir. İki kişi ağacın uç taraflarına karınlarının üstüne eğilerek binerler. Biri yükseldikçe diğeri alçalarak döner. Yorulanın yerine bir başkası biner ve bu oyun bu şekilde devam eder.
Bu oyunu Ramazan ve Kurban Bayramı tatillerinde, 18-25 yaş arasındaki gençler oynarlardı. Şimdi mahalle aralarında ne çıngırşak kaldı, ne de çıngırşağa binen genç.
MANİ ATIŞMALARI-1:
Türküler, maniler, oyunlar, örf ve adetler bir yörenin folklorunun en önemli unsurlarıdır. Kargı'mızın da yakın geçmişini araştıracak olursak folklor yönünden ne kadar zengin olduğunu görürüz.
Maniler genellikle kadınlarımızın toplu olarak çalıştıkları zaman söylenir.Bilhassa çeltik otu alırken söylenenleri pek meşhurdur.
Çeltik tarlasında ot alırken, tarla sahibi kaşlarda gezinir bir kolay gelsin demek için. Bu sırada çalışan kadınlardan yaşlıca olanı:
Çayıra çaktım kazık,
Hani yanında azık,
Bize bahşiş vermezsen,
Ağalığına yazık.
diyerek şöyle bir dokundurur, tarla sahibine. Adettendir, tarla sahibi boş gelmez ırgatların yanına. Şeker, lokum helva türünden yiyecekler getirir. Arkasından bir başkası söz alır:
Bahçeden gül yolarım,
Kalbur kalbur bölerim,
Eğer şeker vermezsen,
Çeltiğini yolarım.
Artık tarla sahibi ısrarlara dayanamaz, yanında getirdiği yiyecekleri dağıtır, sigarasını yakar, bele dayanarak kaşa çömelir. Aslında biraz da kimin iyi ot alıp almadığını kontrol etmektir amacı. Sağa sola bakınır gibi yapar, göz ucuyla da ırgatları süzer. Ama kadınlar olayı sezerler, hemen biri söz alır:
Akpınar'ın başına ,
Sabun koydum taşına,
Ne orada duruyon,
……… kel başına.
der. Tarla sahibi uzaklaşmak zorunda kalır.
Öğle ezanı okununca mola verilir, yemekler yenir, namazlar kılınır, biraz istirahat edildikten sonra tekrar ot alınmaya başlanır.
Artık ikindi ezanı okunmuş, gün devrilmiştir. Tarla sahibi tarlanın durumunu öğrenmek için tekrar gelir. Omzunda bel, tarlanın dört bir tarafını dolanır. Sabahtan akşama kadar iki büklüm çalışmanın verdiği yorgunlukla ırgatlar arasında sızlanmalar başlamıştır. Tarla sahibi “Bir çıkım daha çıkalım, yarına kalmasın” der. Kadınlardan biri güçlükle doğrularak elini beline dayar:
Kayalar gölgelendi,
Ağamız öfkelendi,
Öfkelenme be ağa,
Paydos zamanı geldi.
der, önlerindeki çıkımı çıkar ve işi bırakırlar.
MANİ ATIŞMALARI-2:
Maniler tarlada çalışırken söylenildiği gibi evlerde yapılan toplantılarda da söylenir. Ekmek açan, ekmek pişiren, yayık çalkayan, dibek döğen, çıkrık eğiren kızlar bir araya gelince hep birlikte karşılıklı mani söylerler. Herkes işiyle meşgul olurken, birinin bir yerlerden başlaması gerekir;
Yayık çalkayan kız
Elini beline dayar)”Haydin kızlar... Ölü toprağı mı serpildi üzerinize? Canlanın biraz”
Ata binen ağadır
Atın yönü dağadır
Ne orada duruyon
Bu maniler sanadır
diyerek maniyi ortaya söyler.
Çıkrık eğiren kız : Başkasına seslendim
O bana ses vermiyo
Yayık yaymayı bilmez
Kendine süs veriyo
diyerek cevap verir.Ortalık kızışmaya başlamıştır.
Ekmek açan kız-1: Kimden öğrendin gülüm
Sen ekmeği yapmayı
Anandan öğren de gel
Kızım sac kapamayı
Ekmek pişiren kız: Odun vurdum ocağa
Bıdağından yanmıyo
Ne kadar kibar olsan
Seni madam almıyo
Ekmek açan kız-2: Bugün suratın eğri
Niçin yüzün gülmüyo
Bakın çehresiz kıza
Çıkrığı bilemiyo
Çıkrık eğiren kız: Su gelir akmayınan
Kenarın yıkmayınan
Çirkin güzelleşir mi
Çok altun takmayınan
Yayık çalkayan kız : Kızım kimden öğrendin
Sen kendini övmeyi
Daha öğrenmemişsin
Sen o dibek dövmeyi
Dibek döğen kız : Sana diyorum sana
Sen de dön bir bak bana
Kız kaşların pek çirkin
Bir aynaya baksana
Ekmek açan kız-1: Pilav pişirdim pilav
Gel yede bak aş gibi
Gözlerin güzel ama
Birazcık şaşı gibi
Ekmek pişiren kız: Okula gidemiyon
Gülmeyi bilemiyon
Saçın çok güzel ama
Örmeyi bilemiyon
Dibek döğen kız: Leblebi koydum tasa
Aldı beni bir husa
Kendine süs veriyo
Halbuki boyu kısa
Ekmek açan kız-2: Suları akışmıyo
Yüzüne bakışmıyo
Hiç giyme sen elbise
Boyuna yakışmıyo
Ekmek açan kız-1: Tavanlarda gezemez
Kiremidi ezemez
Toplamış bamiyeyi
İğneyinen dizemez
Ekmek açan kız-2: Kalk gidelim mantara
Saçlarını yan tara
Şişmanlamışsın yavrum
Şehirde dura dura
Dibek döğen kız: Manileri atarım
Yüreğini yakarım
Eski çarık ipini
Boğazına takarım
Çıkrık eğiren kız: Manileri atarsın
Yüreğimi yakarsın
Ben sana ne yaptım
Öyle yan yan bakarsın
Yayıkçı çalkayan kız : Ava gidersin ava
Tüfeğe koy saçmayı
Anandan öğren de gel
Kız sen ekmek açmayı
Bu atışmalar böyle sürer gider. Herkes eteğindeki taşı döker. İş bitmeye yakın sonucun tatlıya bağlanması gerekir.
Hep birlikte: Elif dedim be dedim
Elmayı soy, ye dedim
Darılmayasın kardaş
Ben sana şaka dedim.
denir. Manilerin son iki mısrası iki defa söylenir.
A GIZIM :
A gızım gızım gel iki gözüm
Seni Ali istiyomuş veyin mi gızım
Oğlan......... varumun gızım
Ay anam anam ben vaman ona
Onun gözel nışanlusu va gıyaman ona
Oğlan ........ gıyaman ona
A gızım gızım gel iki gözüm
Seni Ahmet istiyomuş veyin mi gızım
Oğlan .... varumun gızım.
Ay anam anam ben vaman ona
Onun iki garısı varımış ben vaman ona
Oğlan.... ben vaman ona
A gızım gızım gel iki gözüm
Seni Osman istiyomuş veyin mi gızım
Oğlan veyin mi gızım
Ay anam anam ben vaman ona
O her akşam ırakı içiyomuş ben vaman ona
Oğlan......... ben vaman ona
A gızım gızım gel iki gözüm
Seni Memet istiyomuş veyin mi gızım
Oğlan ........varumun gızım
Ay anam anam ben varun ona
Onun bubası zenginimiş ben varun ona
Oğlan............... ben varun ona
El el üstüne gol gol üstüne
Boydan aşağı altun etsin can baş üstüne
Oğlan can baş üstüne.
“A gızım” türküsü söylenirken, kadınlı erkekli gruplar toplanırlar. Karşılıklı dizilirler. Türküyü söylerken de sağa sola yaylanırlar. Bu türkünün sonu yoktur. Orada bulunan erkeklerin tamamının ismi türküde geçer, bilinen meslek grupları söylenir. Mesela, “seni ormancı istiyomuş, veya seni subay istiyomuş varumun(varır mısın) gızım” şeklinde. Kızın gönlü varsa “saray gibi ev” veya “ boydan aşağı altın” isteyip, varacağını söyler. Gönlü yoksa ona göre mazeret uydurup varmayacağını söyler. Bu şekilde saatlerce sürer. Eskiden bir yerde “a gızım” oynanınca Kargı'nın her tarafından duyulur, duyanlar da koşa koşa gelirlermiş.
BİRDİR BİR:
70 yaşının üzerindekiler anlatıyor. Kadınlı erkekli gruplar toplanıp uzun sokakta (şimdiki Boyacılar Caddesi) birdirbir oynarlarmış. Bazen bu oyun Hamam Sokağı'ndan geçerek çayıra kadar sürermiş. Katılanların tamamı çayırda toplandıktan sonra sohbet ederek geri gelirlermiş. Bazen de, doğuda “Zeynep Kadın Suyu”na, batıda Kanlıtaş'a kadar gidip gelinirmiş. Kadın erkek karışık bir şekilde, hem de gece vakti böyle bir oyun oynarken “Aklınıza bir şey gelmez miydi veya art niyetli düşünenler olmaz mıydı?” diye sorduğumuzda, herkesten aynı cevabı aldık. “Kesinlikle kimsenin aklına böyle bir şey gelmezdi” dediler