İmdat Zeytinci Haberi
Bu gün Köln de Uluslararası şeker fuarına katıldım. Dünyanın her Ülkesinden firmalar ve insanlar vardı. Fuarda şekerden çikolataya, kuruyemişten bisküviye bir çok ürün vardı. Dünyadaki bütün kültürlerin bir salonda toplanması, gülermisin, ağlarmısın, yoksa başını iki elinin arasına alıp düşünürmüsün, sorusunu akla getiriyordu.
Şimdi söyleyeceklerimi iyi takip edin. Her stand da önce Ülkesinin logosu, sonra firmanın kendi logosu ve isimleri vardı. Salonun birinde komle USA yazılı pankartlar ve Amerikalı firmalar vardı. Bir bölümde Türkiye pankartları ve Türk firmaları vardı. Buna göre ihracatcı birliği ile gelmeyen firmalar kendi standını oluşturmuş ve yine profesyonel satışını yapıyorlardı. İşin diğer yönü Avrupalılar yılda kişi başına 12 kg cikolata tüketirken, Türkiyedeki tüketim 2 kg. Türkiyenin Avrupaya çikolata satışı yok denecek kadar az. Sebebi, Türkiyenin çikolata üretirken orijinal kakao kullanmaması, çikolata üretiminde halen amatör olması, ambalaşda halen amatör olması gibi sebepler sayabiliriz. Türkiye Avrupaya göre daha acemi olmasına rağmen, Ortadoğu Ülkelerinin en iyisiydi diyebiliriz.
Türkiyeden gelen üreticiler ile sohbet ettim. Amaçlarının Avrupaya ürün satmak olmadığını, Ortadoğu Ülkelerinden gelen esnaflara satış yapmak için burada olduklarını anlattılar. Aslında anlattıkları banada oldukça mantıklı geldi. Hatta ve hatta onlarda artık farkında pazarın yeni gelişen Ülkelerde olduğunun. 'Burada Avrupa ile ilşkilerimizi, başımızı iki elimizin arasına alıp, tamamen gözden geçirmeliyiz.'
Fuarda yaklaşık bütün erkekler yüzde doksan takım elbise kıravat giymişlerdi. Sadece bir kesim vardı ayrı giyinen, Yahudiler. Onlar sırtında kendilerine has cübbeleri, kafalarında takyeleri, Sakalları yandan örülmüş şekilde geziyorlardı. Bütün standları tek tek geziyorlar ama sadece yöneticilerle konuşuyor ve sahibinin kim, nereli olduğunu soruyorlardı. Ben başladım gülmeye. Hanım sordu neden gülüyorsun, diye. Dedimki, keşke bende kendi cübbemizi giyip, kafamada fesimi geçirip gelseydim. Bu sefer hanım başladı gülmeye. Sen delimisin? Sen öyle gelseydin bütün basın başına toplanırdı. O an ilk uçakla Pensilvanya ya gidip, muhteremin kutlayıp, seni şimdi daha iyi anlayorum, diyesim geldi. Lobi diyesim geldi, iyi bir lobi.
Birde durdum düşündüm. İşaretler nereye götürür? Gel buraya, Alüminyumu Ahmetten alacaksın, Arabayı mehmet ten alacaksınız, Telefonu Ali den kullanacaksınız, Evlerinizi şu emlakcıdan alacaksınız. Bu tür işaretler bizi nereye götürür? Yada asıl önemlisi, işaret veren kişi yada kurum, bir gün bu Dünyadan göçederse ortaya nasıl bir tablo çıkar? İşaretler kısa vadede kazandırırda, uzun vadede ne olur?
İmdat Zeytinci