Bugun...
Eğitimde şahsiyet meselesi


Latif ERDOĞAN Yazarlar
latiferdogan56@gmail.com
 
 

Bundan önceki bir yazıda, eğitimde ferdiyet meselesi üzerinde durdum. Bu yazıda da eğitimde şahsiyet meselesi üzerine bir şeyler söylemek niyetindeyim. Aslında ferdiyete kimlik, şahsiyete de kişilik dememiz mümkün. Fakat ferdiyet ve şahsiyet daha kapsamlı olduğundan ben yazıda bu kavramları kullanmayı tercih ettim.

Şahsiyet, kişinin kendi mahiyetindeki iç bütünlüğe, kemal noktasında ulaşması demektir. Şahsiyetine ermiş, şahsiyet terbiyesini tamamlamış bir insan, insanlığın ortak değerleri yanında, kendine has özel değerleri de keşfetmiş ve bunların hepsini kemal noktasında fazilete ulaştırabilirmiş sayılır. Böylesi bir insanın ne aşağılık ne de üstünlük kompleksi olmaz. Herkesi kendi konumunda kabullendiği gibi kendisini de yine kendi konumunda kabullenir.

Şahsiyetin kemali, ancak varlık gayesini idrakle mümkündür. Varlık gayesini yüce ve yüksek bir gayeye irtibatlandıramayan kişilerde şahsiyet bütünlüğünden, şahsiyet olgunluğundan bahsetmenin imkânı yoktur.

Şahsiyet, insanın diğer insanlardan farklı yanını da keşfetmeye dayalı olduğundan, bu farklılık onda sorumluluk bilincini de oluşturur. Mademki kendisini farklı kılan özellikler sadece onda vardır ve başkasında da yoktur, öyleyse bu farklı yanına ait bir sorumluluk gerekiyorsa bu sorumluluğu herkesten önce o yüklenmelidir.

Şahsiyet, insanda her insanın tek nüsha varlık olduğu şuurunu geliştirir. Böylece insan kendi varlık değerleriyle yetişir, diğer insanların farklı yanlarını da hayat yükünü paylaşmaya yönelik değerler olarak görür. Bu açıdan şahsiyet sahibi insan kesinlikle bir başka insanı hiçbir değer paylaşımında kıskanmaz. Tam aksine her farklılığı ayrı bir zenginlik telakki eder.

Eğitimde hem şahsiyet gelişimine önem verilmeli hem de mevcut farklılıkları en rantabl şekilde kullanmanın yolları öğretilmelidir. Şahsiyet terbiyesi, toplum hayatını ayakta tutan vazifelerin taksimi ilkesini pratiğe dökebilmenin en hayati unsurudur. Her fert bilir ki, hem kendisine ait hem de toplumun diğer fertlerine ait tüm istidat ve kabiliyetler içtimai hayatı belli bir nizam ve intizam içinde götürebilmeye yöneliktir ve toplum hayatının her türlü istidattan istifadeye ihtiyacı vardır. “Dünya hayatında onların geçinme kaynaklarını biz taksim ettik. Onları derece derece birbirinden üstün kıldık ki, bazısı bazısına iş gördürebilsin” (Zuhruf / 32) ayeti bu farklılığın gaye ve hikmetini de işaretlemesi bakımından gayet önemlidir.

Şahsiyet gelişiminin en mümbit zemini aile hayatıdır. Daha sonra eğitim ve öğretim çevreleri de şahsiyet gelişimine olumlu-olumsuz tesir eder. Bu sebeple de hem aile yapısının hem de eğitim öğretim zeminlerinin şahsiyet gelişimine müspet katkıda bulunmasının şartları hazırlanmalı ve her bir birey hiç ayırt yapılmadan böylesi sağlam ve korunaklı zeminlerde şahsiyet gelişimini tamamlanmalıdır.

Şahsiyet gelişiminde çocuklarla ilgilenmek ve onun her türlü ihtiyacını karşılamak noktasında kesinlikle ifrata veya tefrite düşülmemelidir. Aşırı ilgi şahsiyet gelişimini menfi yönde etkiler. Çocuğun her ihtiyacının hemen karşılanması da yine aynı şekildedir. Bu sebeple bazı durumlarda mahrumiyetler ya da geciktirmeler bilinçli olarak devreye girmeli ve böylece çocuğun istediğini aramasına, bulamadığını bulmaya çalışmasına fırsat tanınmalıdır. Çocuklar denetlenirken kesinlikle aradaki perde yırtılmamalı, hata ve yanlışlarına, onun bu hatalarından yanlışlarından dönüş yapabileceği oranda fırsat tanınmalıdır.

Fiziki engellilerin hayata tutunmaları ve başarılı da olmaları şahsiyet terbiyesi ile çok yakından alakalı bir durumdur. Zira şahsiyeti gelişmiş bir insan fiziksel eksikliğine karşı onu toplumda önemli kılacak pek çok değere sahip olduğunun bilincindedir. Bu değerler onun toplumla bütünleşmesine yeterlidir. Kendisini eksik ve işe yaramaz görmesinin hiçbir anlamı yoktur.

Hem kendine hem de diğer insanlara güven duymada da “şahsiyet gelişiminin” önemi büyüktür. Kendine güveni olan insan içindeki bu potansiyeli dışa da taşır, başkalarına da, aksine bir delil ve belirti yoksa güvenir. Kendine güveni olmayan insan ya bu eksikliğini başkalarına ifrat derecede güvenmekle telafi eder ki bu da yanlış bir durumdur, ya da hiç kimseye güvenmeme şeklinde telafi eder ki bu durumda ona hayatı çekilmez hale getirir. Şahsiyet dengeli ve itidalli davranmaların da kaynağıdır. Şahsiyet, denge, itidal ve istikameti kendi bünyesinde fıtrata dönüştürmenin adıdır. 





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Türkiye hangi sistemle yönetilmeli ?


YUKARI